KARA PARA AKLAMAYLA MÜCADELENİN NEDE
NLERİVE SUÇ POLİTİKASI
Ergin ERGÜL
Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü hakimi
I.GİRİŞ
Uyuşturucu kaçakçılığı, silah ticareti, beyaz kadın ticareti, rüş
vet vs. suçlardan elde edilen gelirlerin örneğin gazino, taşınmaz, inşaat, bayındırlık alanlarında uzmanlaşmış şirketler kanalıyla yasal ekonomiye sokulması, özellikle rüşvet, şantaj, haksız rekabet gibi mafyöz metotlarla kamusal hayatın ve malî dolaşımların denetimi yoluyla suç örgütlerinin güçlerinin giderek artması sonucunu doğurmaktadır. Bu imkanlar sayesinde suç örgütleri mahalli veya ulusal alanda karar mekanizmalarında görevli kişilerin yardımıyla yeni suçlar işleyebileceklerdir. Bu sızma bazıları söz konusu muazzam gizli sermaye sahipleri lehine ekonomileri üzerinde tüm kontrolü kaybetmiş bazıları da kaybetmek üzere olan Devletleri tehlikeye atmaktadır.Karapara aklama, kestirilemeyen kararlar ve sermaye hareketleri aracılığıyla ekonomik mekanizmaları ve dengeleri istikrarsı
zlaştırma riski taşıyor. Çünkü karapara aklayıcıların mantığı klasik kar ve en iyi yatırım mantığı değildir. Aksine, yatırım kolaylıklarını, özellikle bankacılık, þirketler hukuku ve ceza hukuku alanlarında mevzuatın gevşekliğine bakmaktadırlar. Malî piyasaların bütünleşmesinden sonra tehlike daha da büyümüş olup aklanan para Avrupa ya da Batı malî sisteminin kalbinde yer bulabilecektir. Böylece manipüle edilen tutarların önemi, yasal ekonominin temellerini sarsma riski taşıması ve Devletlerin istikrar, güvenlik, hatta egemenliklerinin, politik ve idarî yapılara, yasal malî ve ticari aktivitelere ve her düzeyde şirketlere sızacak, bulaşacak ve onları yozlaştıracak demokratik devletlere ve en modern ekonomilere meydan okuyan uluslararası organize suç örgütleri tarafından tehdit edilmesidir.Örnek olarak, küçük bir ülkede bir milyar doların üzerinde bir meblağ son üç yıldır her sene sonu çok küçük bir bankaya yatırılı
yordu. Parayı yatıranlar çok büyük iki organize suç dünyasına ait şirketlerdi. Küçük bankanın kasası bireysel mevduatları muhafaza edemiyordu ve bu yüzden paranın haftalık olarak yurtdışındaki muhabirine transfer edilmesi gerekiyordu. Sonuçta söz konusu ülkenin bundan bir kârı olmuyor, sadece bankalar bu transferlerden komisyon ücreti alıyorlardı. Böyle bir durum yasal iş yapanlar açısından da hayli adaletsiz bir durum oluşturmakta ve zamanla bu kişiler iflas edebilmektedir. Bunun somut örneği Kolombiya'da görülmektedir. Orada meşru çalışan iş adamları yardım dilenmektedir. Döviz karaborsası onları yok etmektedir. Bu yüzden karapara aklama artık küresel bir çözüm gerektiren, küresel bir sorun haline dönüşmüştür.
II.KARAPARA AKLAMA İLE MÜCADELENENİN EKONOMİK NEDENLERİ
Karapara aklamayla mücadeleye karapara ve karapara akla
manın ekonomi üzerindeki aşağıda bazıları belirtilen olumsuz etkileri nedeniyle de gereklidir:-Temel göstergelerde (büyüme, enflasyon, işsizlik vb.) bir değişme olmadan karapara olarak gelen yabancı fonlar yerli para biriminin aşırı değerlenmesine sebep olmakta, bu da uluslararası piyasada yerli malların pahalanmasına ve rekabet gücünün azalmasına yolaçmaktadır. Yine karapara olarak gelen yerli fonlar ise üretimde bir artış olmadan sadece yerli paranın miktarını arttırmakta, bu artışa paralel olarak enflasyon
artmaktadır.-Karapara ülkelere beklenmedik bir fon olarak giriş-çıkış ya
ptığında döviz kurlarında istikrarlı bir rakamı tutturmak mümkün olmamaktadır.-Karapara aklama sürecinde kullanılan finansal kurumların aktif ve pasif yapılarında meydan gelen ani değişiklikler bu kurumların riskini çok arttırmakta, hatta bu kurumların iflasına sebep olmaktadır.
-Karaparanın aklanmasının önlenmesine yönelik uygulanan te
dbirler yasal olarak çalışan birey ve kurumlar üzerinde olumsuz etkiler yaratacak, bürokrasiyi arttırdığı gibi bu kurumlara yeni yükümlülükler getirecektir.-Ülkede menkul ve gayrimenkul varlıklarının değerlerinde
önemli ölçüde istikrarsızlıklar yaşanacak, serbest piyasa koşullarının oluşması engellenmiş olacaktır.-Ülkelerin büyüklük ve küçüklük durumla
rına göre ülkeye giren önemli ölçüdeki kayıt dışı fon, ülkelerin üretim alanlarını ve politik yönetimlerini hukuk devleti ilkelerine aykırı bir şekilde etkileyecektir.-Para aklayıcı rasyonel yatırımcı gibi davranmamaktadır.
Onun için bu işlemin getirisinden ziyade paranın güvenilir bir şekilde aklanması önemlidir. Bu nedenle karapara ile işlem yapılan piyasalardan meşru gelirle işlem yapan rasyonel yatırımcıların rekabet etme şansı hemen hemen hiç yoktur.-Küreselleşmenin artmış olduğu günümüz ülkelerinde karaparanın ani giriş ve çıkışları sonucu bozulan entegre ekonomik yapılar ve çıkan ekonomik krizler, zincirleme olarak diğer ülkeleri de etkilemektedir.
Karaparanın aklanmasıyla mücadeleye yönelik düzenlemelere gitmenin pek çok ekonomik nedeni vardır. En
çok kabul gören tahmine göre dünyadaki “kara” ekonominin boyutu, dünya GSMH’sının %2’si ila %5’i arasındadır.Bu boyuttaki bir ekonominin göstereceği ilk etki, piyasaları bo
zması ve istikrarsızlık getirmesi şeklinde ortaya çıkmakta, bu durum IMF’nin ülkeler bazında yaptığı çalışmalarda da açıkça görülmektedir.Pek çok karapara aklama faaliyeti uluslararası bir nitelik taşıdığından, aklayıcı ülke seçimi yaparken bazı hususları göz önünde b
ulunduracaktır. Bu hususlardan en önemlilerini şu şekilde sıralamak mümkündür: Karapara aklama ile ilgili düzenlemelere sahip olmaması veya gevşek düzenlemelere sahip olması, banka veya müşteri sırrına sahip bankacılık sisteminin varlığı, büyük miktarda nakdin dikkat çekmeyeceği nakit bazlı bir ekonomik sistem, şirket kurmanın kolay olması, ekonomik faaliyetlerin kayıt altına alınmamış olması... Aklayıcının yakalanma ihtimalini azaltan akla gelecek her türlü düzenlemeyi de bu listeye eklemek mümkündür.Aklama sürecinde karaparanın ülke içine hangi nedenlerle g
irebileceği genel hatlarıyla söylenebilirse de, bu para girişinin hangi dönemlerde yoğunlaşacağını söylemek çok zordur. Hangi dönemlerde ülkeye girdiği ve hangi dönemlerde ülkeden çıktığı belirsiz olan bu para, kaçınılmaz olarak para talebinde istikrarsızlık doğuracaktır. Para talebindeki bu istikrarsızlık, para politikası belirleyicileri tarafından bu değişkenin öngörülemeyebilirliği sonucunu doğurmakta, bu durum ise para politikasının başarısını etkilemektedir.Suç oranındaki artış, geniş anlamda para talebini o
lumsuz etkilemektedir. Para talebindeki bu istikrarsızlık ise, yukarıda da değinildiği gibi, para politikasının etkinliğini azaltan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.-Yasal fonlar, temel ekonomik göstergelere göre hareket ederken, aklama sürecinde karapara, özellikle karapara aklama ile ilgili düzen
lemelere sahip olmayan veya bu konuyla ilgili kontrollerin gevşek olduğu ülkelere yönelmektedir. Diğer bir deyişle, aklayıcılar rasyonel yatırımcılar gibi, getiri oranına göre değil, düzenleme ve denetim farklılıklarına göre ülke seçimi yapmaktadırlar.Beklenmedik fon giriş ve çıkışları, bu paranın hem girdiği hem de çıktığı ülke piyasalarında dalgalanmalara ve istikrarsızlıklara neden olmaktadır.
Karapara aklama faaliyetinde, aklayıcıların karaparayı yas
adışı kaynağından uzaklaştırmak amacıyla sık sık, bir para birimini diğer bir para birimine çevirdikleri görülmektedir. Bu çerçevede ülkeye döviz olarak giren karapara, ülke içerisinde yerli para birimine dönüştürüldükten sonra elde bir süre tutulması, orta vadede yerli paranın aşırı değerlenmesine yol açacak, bu durum ise muhtemelen ödemeler bilançosuna yansıyabilecek; ihracatı azaltıp ithalatı özendirdiği için toplam talebi kısıcı bir etki yaratabilecektir. Öte yandan döviz kurlarında yaşanan bu değişim, bir kur riski doğuracak; bu ise döviz üzerinden borçlananlar lehine, yerli para üzerinden borçlananlar aleyhine bir durum yaratacaktır. Bu durum sadece bankalar açısından değil, vadeli ödemelerin yaygın olduğu ticari sektörde de büyük sorunlara ve iflaslara yol açabilecektir.Benzer bir istikrarsızlık hisse senedi piyasasında ortaya çıkab
ilecektir. Yasadışı kaynaklı bu sıcak para girişi borsayı ateşleyebilecek, bu para ülkeden çıkmaya karar verdikten sonra ise borsada ani düşüşlere rastlanabilecektir.Bir
istikrarsızlık da gayrimenkul fiyatlarında ortaya çıkabilmekte, bu varlıkların değerleri istikrarsız olarak artıp azalabilmektedir. Bu varlıkların değerinde görülen artış ve azalışlar ise, gayrimenkul sahiplerinin beklentilerini de etkilemekte; dolayısıyla bu piyasada şişirilmiş fiyatlarla karşılaşılabilmektedir.Özetle, büyük miktarlara ulaşan “kirli” para, yöneldiği piyasada fiyatları şişirirken, çıktığı piyasada ani fiyat düşüşlerine neden olma
ktadır.Bütün bu finansal istikrarsızlıklar reel ekonomiyi
de olumsuz etkileyebilmektedir. Karapara aklama faaliyetinin yoğun olduğu ülkeye özellikle yabancı yatırımcılar daha zor gelecektir. Zira karaparanın mali sistemde yarattığı istikrarsızlıklar ekonominin kredibilitesini de etkileyecek, rasyonel girişimciler yatırım yaparken ülke riskini de göz önünde bulunduracakları için bu ülkeye gelmekten sakınca duyacaklardır. Dolayısıyla “kötü para, iyi parayı tedavülden kovar” şeklinde kabaca özetlenebilecek Gresham Kanunu, bir başka şekilde işlemeye başlayacak; karapara, yasal parayı tedavülden kovmaya başlayacaktır. Yasal paranın ülkeye girmekten kaçması ise yatırım oranının yükselebileceği kadar yükselmemesi sonucunu doğuracaktır. Bu durum ise uzun vadede, sürdürülebilir büyümenin düşmesi anlamına gelmektedir.Quirk
’in 1996 yılındaki çalışmasında ortaya çıkan sonuçlar da bu gerçeği doğrular niteliktedir. Quirk çalışmasında, karapara aklama ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi incelemiş, 1983-1990 yılları arasında suçtan elde edilen gelirler arttıkça, yıllık GSMH büyümesinde önemli düşüşler olduğu yönünde bulgulara rastlamıştır. Suç sayısı yükseldikçe büyüme oranında düşüş gözlenmekte; suç sayısında %10 yükselme, GSYİH’nın büyüme oranında %0,1 düşmeye yol açmaktadır.Ayrıca yüksek meblağlardaki “kirli” paranın verimli yatırıml
ara yönelmediği, dolayısıyla ekonomik büyüme üzerinde etkili olmadığı yönünde bulgular da vardır. Örneğin ABD’de vergi kaçakçılığından elde edilen gelirlerin, riskli ve küçük iş alanlarına doğru kaydığını gösteren örnekler bulunmaktadır.Bu çer
çevede, büyük ölçüde finansal kaynağa ihtiyaç duyan ülkeler, ihtiyaç duydukları kaynakların niteliklerini de göz önünde bulundurmalıdırlar.-Karapara aklama ayrıca gelir ve servet yoğunlaşmasına yol aç
arak gelir dağılımı üzerinde de olumsuz etkiler doğuracaktır. Karapara, uluslararası mali piyasalarda dolaştıktan, veya daha genel bir ifadeyle aklama sürecini geçirdikten sonra belirli bazı kişi veya grupların ellerinde toplanmaktadır. Bu yoğunlaşmanın vergi politikası yoluyla ne ölçüde giderileceği ise şüphelidir. Zira politika geliştirmek için gerekli olan sağlıklı veriler mevcut değildir. Ayrıca doğaldır ki bu yasadışı gelirin vergilendirilmesi için kayıtlı sisteme girmiş olması gerekir. Kaldı ki böyle bir politikanın başarısı da aklayıcıların vergilerini ödemelerine bağlıdır. Ayrıca Quirk’e göre aklanan para, vergiden kaçma eğilimindedir. Quirk bunu yasalara saygısızlığın kendi içerisinde bulaşıcı olmasına bağlamaktadır. Zira bir yasayı çiğnemek diğerlerini de çiğnemeyi kolaylaştırmaktadır.-Karapara aklam
a faaliyetinin bir diğer etkisinin de vergi hasılatını düşürmesi olarak ifade etmek mümkündür. Kamu gelirleri içerisinde en önemli paya sahip olan vergilerden elde edilen hasılatın düşük olması ise, kamu gelirlerinin kamu giderlerinin karşılayamaması ihtimalini ortaya çıkaracak; bu ihtimalin gerçekleşmesi halinde ise bütçe açıkları baş gösterecektir. Kamu giderlerinin kamu gelirlerinden düşük olması, toplam arzın arttırılamaması halinde, fiyatlar genel düzeyinde artışa yol açabilecektir.Öte yandan bütçe a
çığının ortaya çıkması ise bu açığın finansmanı sorununu gündeme getirecek; açığın finansmanı için akla gelebilecek yöntemlerin yürürlüğe konması ise diğer makro ekonomik sorunlara yol açabilecektir.-Karaparanın aklanmasında bilmeyerek kullanılan mali k
urumların aktif ve pasif yapılarında ani değişiklikler meydana gelebilecek, bu ise söz konusu kurumlar için bir risk ortaya çıkarabilecektir.Yasadışı faaliyetler ve bu faaliyetlerden elde edilen gelirlerin aklanması, sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyo-politik etkiler de doğurmaktadır. Bu çerçevede bahsedilecek ilk etki, toplu
msal dokuda ve sosyal ve ticari ahlak yapısında zayıflamanın ortaya çıkabilmesidir.Suç ve suçluların yayılması ile birlikte, yasal ve kayıtlı sektörde faaliyet gösterenlerin, suç örgütlerinin idare ile bağlantılı olması kon
usundaki kanıları yaygınlaşabilecek, bu durum ise idareye olan güveni sarsacak ve toplumsal huzursuzluklara yol açacaktır.Kamu yönetiminde yer alan bazı görevlilerinin bu şekildeki bağlantıları ise, suçla mücadelede etkinliği azaltan bir unsur olarak ortaya çıkabilmekte, böyle bir durumda ise yozlaşmaya yüz tutan bu sistem kendi kendini besler hale gelmektedir.
Ayrıca yasadışı faaliyetlerin yaygınlaşması ve idareye olan g
üvenin sarsılmasının bir yansıması olarak hukuk sistemine olan güven de azalabilecek ve hukuk sistemi sorgulanır hale gelebilecektir.
III.KARAPARA AKLAMA İLE MÜCADELENİN KRİMİNOLOJİK NEDENLERİ
Suçla etkili bir şekilde mücadele karapara aklamayla mücad
eleden geçmektedir. Zira, bir yandan faaliyetlerinin gelirlerine dokunmadan suçlularla mücadelenin hiç bir yararının olmadığı ortaya çıkmıştır. Çünkü net kârlar hem öncül suçun gerekçesini -kişisel zenginleşme- ve yeni suçlar işlemenin vasıtasını- döner sermaye- oluşturmaktadır. Diğer yandan önceden öncül suçu işleyen şahıslar cezalandırılırken, paranın aklanmasını sağlayarak suçun işlenmesini kolaylaştıranlar cezalandırılamıyordu. Ayrıca bu mücadelenin pratik nedenleri de bulunmaktadır. Karapara aklamayı cezalandıran kanunlar sadece cezalandırmayı önceden muaf olan kategorilere genişletmeyi değil, aynı zamanda öncül suçun failleri üzerindeki potansiyel müeyyide tehdidini ağırlaştırmanın, dolayısıyla kovuşturma makamları ile işbirliğine geçmelerini sağlamanın bir aracı olarak görülmektedir. Nihayet özellikle karapara aklamayla mücadelenin tamamlayıcısı olan müsadereye ilişkin yasalar, giderek polisin faaliyetlerinin finansmanını da sağlamaktadır.
IV.KARAPARA AKLAMAYLA MÜCADELE ALANINDA SUÇ POLİTİKASI
Karapara aklamaya ilişkin suç politikasının temel ilkeleri şu
nlardır:-karapara aklamanın suç olarak kabul edilmesi,
-paranın ülkenin bankacılık ve finans sistemine girişi sırasında yakalanması; bu amaç için merkezi bilgi ve karapara ile mücad
ele kuruluşları oluşturulması, risk altındaki meslek mensuplarının önleyici anlamda karapara aklama mücadelesine katılmalarının sağlanması.-uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi, suçların tanımının ve c
ezalarının uyumlaştırılması.-ülkeye giriş yapan karaparanın izlenmesi ve yasal bir alana yatırım yapıldığı
noktaya kadar gidilmesi,-karapara hareketini yönlendirenlerin belirlenmesi,
-karaparanın kaynağının belirlenmesi ve müsaderesi
Artık karapara aklanması ve müsadere tedbirleri ceza siyaseti yapımcılarının gündeminde en üst sırayı işgal etmektedir. Suçluluk
ürünlerine el konulması, uyuşturucu madde trafiği ve diğer organize suçlara karşı en etkili silah olarak gözükmektedir. Suçlulukla mücadelede, hapis ve para cezası gibi geleneksel yaptırımlar tek başına etkili olmadığından; en etkili alternatif “ para izini sürmek” olarak görülmektedir.
V.SONUÇ
90’lı yıllardan itibaren gündeme oturan malî küreselleşme karapara aklama faaliyetlerinin artmasına, ayrıca aklama teknikl
erinin çeşitlenmesine ve karmaşıklaşmasına yol açmıştır. Böylece karapara aklama örgütlü suç faaliyetleri içerisinde ağırlık kazanmıştır. Bu gelişmeyi vurgulamak için artık “mafyalar daha beyaz yıkar “ ifadesi kullanılır olmuştur. Son yıllarda ülkemizi sarsan skandallar ve yolsuzluklar da, çeteler, uyuşturucu kaçakçılığı ve karapara aklamanın birlikte gündeme gelmesi de bunun açık bir göstergesidir.Karapara aklamanın gerçek bir “sınır tanımayan” suç niteliği, sırf ulusal bir mücadelenin yetersizliğini göstermiş ve uluslararası toplumun aktif biçimde seferber olarak, farklı mevzuatları yakınlaştırma ve ülkelerarası işbirliğini geliştirmeye yönelik bir dizi belge ve sözleşmeleri meydana getirmesine yol açmıştır. Ancak, de
vletlerin hukuk sistemleri ve mevzuatları arasındaki farklılıklar, uluslararası suçların cezalandırılmasında savcı ve hâkimlerin önlerinde engel oluşturmaya devam etmektedir. Bu nedenle, karapara aklama, örgütlü suç ve yolsuzluk konularında uzmanlaşmış hâkim ve savcılar Avrupa kamuoyunu ve yetkilileri uyarmak için girişimlerde bulunmaktadırlar. Bu bağlamda, gizli hesap ve karapara aklama Avrupa'sına karşı çıkan yedi Avrupalı hâkim-savcının 1 Ekim 1996 tarihli ünlü ‘Cenevre Çağrısı’ Fransa ve Avrupa’da büyük yankı uyandırmış ve Avrupa Birliğinin “Avrupa Adlî Alanı” oluşturma çabalarına yön vermiştir.Dünyada yolsuzluk soruşturmalarının en tanınmış isimleri
nden Fransız sorgu hakimi Eva Joly şu gerçekçi tespiti yapmaktadır: “Malî Sorgu Hakimliğinde göreve başlarken yüzeysel, marjinal, - bireysel ahlakî noksanlık ürünü- tesadüfî bir mesele ile karşılaşacağımı düşünüyordum. Ancak bugün kesin olarak inanıyorum ki, malî suçluluk ekonominin içine iyice yerleşmiş bulunmakta ve geleceğimiz üzerinde gölge oluşturmaktadır.”Karapara aklama ile mücadele artık, Avrupa Konseyi’nden OECD’ye, AB’den BM’e başlıca uluslararası toplulukların öncelikli
gündem maddelerinin başında gelmektedir. Çünkü Demokratik toplumların içindeki “Truva atı”na benzetilen organize suçluluk, günümüzde demokrasinin işleyişine ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerine yönelen en büyük tehdit konumuna yükselmiştir. Öyle ki, kişi hak ve özgürlüklerinin sadece devlet karşısında değil, aynı zamanda mafyaya karşı da korunması zorunlu hale gelmiştir. Organize suçluluk canavarının can damarı ise, karaparanın aklanmasıdır. Çok uluslu bir şirket gibi faaliyet gösteren, yolsuzluk, rüşvet, şiddet, şantaj ve tehdit gibi etkili silahlara sahip bu canavarın can damarını kesmeye yönelmeyen ve eşit silahlarla yapılmayan bir mücadelenin başarısız olacağı çok açık olarak ortaya çıkmıştır. Suç faaliyetlerinden elde edilen gelirleri (karaparayı) aklama ihtiyacı, en iyi gizlilik garantilerini veren ülkeler ve bankalar arayışında olan örgütlü suçluluğun küreselleşmesini beraberinde getirmektedir. Çünkü tüm önemli aklama işlemleri, çeşitli ülkelerin banka ve finans kuruluşlarının kullanılmasını gerektirmektedir. Sorun global olduğundan çözümün de global olması gerekmektedir.Kimsenin temel hak ve özgürlüklerinin tehdit edilmesine ka
yıtsız kalması düşünülemeyeceğinden Karapara aklama ile mücadele herkesi ilgilendirir. Ayrıca karaparadan yarar uman ve karapara aklama ile mücadele etmeyen bir ülke imajı, o ülkenin uluslararası saygınlığına zarar verir.Ülkemiz açısından ise, hukuk devletini yıkıcı nitelikte yeni bir suç türü oluşturduğu artık tüm dünyaca kabul edilen karapara a
klamayla mücadele, uluslararası bir yükümlülük ve AB’nin Kopenhag kriterlerinden birisi olmasından önce, insanlarımızın temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve bunun teminatı demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesi ve yaşatılması ile ekonomik refahın gerçekleştirilmesinin olmazsa olmaz şartıdır.