En iyi asker saldırmaz.

                                                    Üstün savaşçı sessiz başarır.

                                       En büyük fatih mücadele etmeden kazanır.

                                                                       Lao-Tsu Tao Teb King

            Yaşamın her alanında olduğu gibi, Basın’da da kendimizi izlediğimiz zaman dünyanın merkezi olduğumuzu sanıyoruz. Bu hastalıklı önemseme yüzünden çoğu zaman bırakın içinde olmayı, yaşama teğet dahi geçemiyoruz.

            Oysa üç milyon yıldır insan soyu sürüyorsa ve son jenerasyonda altı milyar insan yaşıyorsa ve dahi bunların içinde hayat hikayesi bilinen sadece iki, üç bin kişiyse, cim karnında noktayız.

 

Önsöz

            1995’de “Televizyon ve Radyoda Kişilik Haklarına Saldırılara Karşı Hukuki Başvuru Yolları” adıyla profesörlük takdim tezi olarak hazırladığım kitap, daha çok hukukçular ve öğrenciler için bir kaynaktı.

              Sonra 1998 yılında kitabı daha geniş kitlelere ulaştırmak için dilini ve kurgusunu değiştirip adeta yeniden yazıp “Medya ile Mücadele Rehberi” adıyla çıkardım.

              Bu arada akademik hayatta dinazorlardan bıkıp, power game adlı bu garip oyundan ve öğretim üyeliği mesleğinden çıktım. Öngören& Mutlu Hukuk Bürosu’nu ortağımla kurup, sadece hukuk uygulamacılığı yaptım. Aradan geçen iki yıl içinde kitabın baskısı bitti ve Medya Hukuku alanında yeni gelişmeler oldu.

              Medya Hukuku olarak çeşitli medya araçlarını inceleyen kitabı bu kez konularına göre ayrı kitaplar haline getirdim ve yepyeni bir medya aracı olan internet ortamında sizlere faydalı olmaya çalıştım.

 

            En iyi dileklerimle...

           Selamiçeşme 2000                                                             Gürsel Öngören  

 

Giriş         

             Günlük hayatın hayhuyundan çıkıp, gelişmekte olan ülkelerdeki yönetim yapısına baktığımızda gücün iki elde toplandığını görürüz.

             Bunların ilki askerler ve ikincisi bürokratlardır.

             Bu iki güç odağı sistemi ortaklık şeklinde yönetirler. Askerler ve Bürokrat dediğimiz üst düzey memurlar her biri muhafazakar dediğimiz koşullarda ağırlıklı olarak sistemi korumaya yönelik ideolojilerle yetiştirilmişlerdir. Bazı çok özel kişiler hariç, yapabildikleri şey sistemi koruma adına kamu kesiminde yöneticilik ve çalışmaktır. Bunun için tüm toplum katmanlarındaki sistemden beslenip geçim kaynakları olan sistemi korumaya meyilli kişi ve gruplarla ilişkide olurlar.

             Sistemin bu baronlarına bazı taşaronlar yardım eder.

             Bunların ilk grubu politikacı dediğimiz bireysel çabaları ile gidecekleri yer tıkanıp yeni ufuk arayışındaki insanlar gelir. Bu kişiler veya en kısa yoldan sisteme dayanga olup, sistemden beslenmek isteyen diğer hevesli kişiler askerler ve bürokratların kendilerine verdiği görevleri yaparak ve adeta bir kaşık suda fırtına kopartarak gündemi belirlerler ve vatandaşı uyuturlar.

             Bu ortamdaki diğer bir taşaron ağırlıklı ülke içinde faaliyet gösterip, özellikle kamu kesimi ile iş yapan veya iş alanları askerler ve bürokratların aldıkları kararlara bağımlı olan işadamları ve tüccarlardır.

             Bu kişiler askerler ve bürokratların zamanı geldiğinde özel sektöre geçmelerine yardım edip, gerektiğinde yüzde verip, onlar ile çoluk ve çocuklarına yerleşebilecekleri nişler yaratırlar. Bu esnada onların sistemi koruma görevleri için gerektiğinde kullanılmak üzere çeşitli medya araçlarını yaratır veya satın alırlar.  Çeşitli medya araçları derken, bir parantez açıp zaten bu baronların ne olur ne olmaz diyerek kendi ellerinde de kamu yararı masalıyla bazı medya araçlarını tuttuğunu da belirtelim.

             İşte bu bağlamda bir başka taşaron daha ortaya çıkmaktadır. Medya. Ünlü olmayı seven, şık giyinmeye bayılan okumuş yazmış veya bir anlık gündeme gelme veya getirilme ile ortaya fırlamış insanların   ön planda olduğu bu kitle iletişim araçlarında benim gibi birçok okumuş yazmış insan bilerek veya bilmeyerek bu baronlara destek vermekte ve sisteme payanda olmaktadırlar. Her ne kadar basın özgürdür desek de, biliriz ki sisteme dokunan bir şey söylesek veya yapsak patron veya adamları hemen gerekli uyarıyı yapar. Sonrası mı! Sonrasını Güney Amerika filmlerinde çok seyretmişsinizdir.

             Haklının hakkının gasp edilmesine caydırıcı bir engel olup, buna rağmen gasbedilirse  cezalandıran Hukuk da, biraz düşünürseniz aslında diğer taşaronlardan biridir. Ana unsurlara dokunmayan göstermelik birkaç örnek hariç, hiç Devlete karşı dava açıp da sistemi durduran var mıdır ? Hiç çok popüler bir bürokrat veya askere dava açıp onun şahsi kusurundan kaynaklanan zararını alan bir vatandaş var mıdır ? Hiç oğlu askerde ölüpte, ölümüne neden olan yanlış emirleri hiyerarşik olarak uygulanmış paşayı ordudan attırabilen veya askeri tatbikatta tarlasına düşen mermide gördüğü zarar için bu emri veren binbaşıya cebinden tazminatı ödettirmiş yahut sarhoş bir halde araba kullanıp adam öldüren makam söförünün bağlı olduğu bakanı düşürten veya emrindeki tüm memurlar rüşvet yediği halde bunlarla beraber resim çektiren ülkenin yaşadığı bir tabii afette görev bölgesinde bulunmadığı için şikayet edip, valiyi memuriyetten çıkarttırmış bir vatandaş var  mıdır ? Hiç ilişkide olup avanta aldığı ve batmakta olduğu bir özel bankaya Devletin trilyonlarını yatırıp, banka batınca bu yanlış ve maksatlı kararı neticesi ortaya çıkan zararı cebinden ödeyen ve hapse giren bakan veya genel müdür var mıdır ? Hiç kardeşi bir yol yapımında iş makinesinin altında kalıp, ihaleyi alan müteahhidi içeri attıran, bölgesindeki çokuluslu bilmem ne kimya ve deterjan fabrikasının atıklarından derede avladığı balıklar ölünce dava açıp tazminat alabilen bir vatandaş var mıdır ? Kısaca yoktur.

             Bu bilinen ve hukuka tamamen uygun hareket eden taşaronlar yetmezse bu kez devreye özel birimler, çeteler ve mafya girer.

             Ben de bir garibim. Değil mi? Tüm bunları söyledikten sonra Basın Hukuku hakkındaki bu kitabın ne önemi kaldı diye düşünmeyin.

             Bunlar bizi ilgilendirmez. Çünkü Türkiye’de bunlar olmaz. Bunlar ancak Patogonya, Ekvator ve  Mozambik gibi gelişmekte olan ülkelerde olur. Biz ise gelişmiş bir ülkeyiz. Bizde Sistem vatandaşın yararınadır ve hepimiz sistemin yılmaz bekçileriyiz.

             İşte basın veya yazılı basın adı verilen gazete ve dergiler kamu yararı adına hareket edip, halka bilgi vermekte ve onlara olan olaylarla ilgili haber ulaştırmaktadırlar. Bu yolla vatandaşı kötü niyetli kişilere karşı korumaktadırlar.

             Birçok idealist insan da bu gazete ve dergilerde çalışarak bu görevi yerine getirmektedirler. Ancak bazen kimi zaman yanlışlıkla bazende içlerindeki birkaç kötü adam Hukuku çiğnemekte ve kimi zaman kişilere bazende kurumlara zarar vermekte, onların haklarını çiğnemektedirler.

                Bu çalışma gazetecilik ve dergicilik yaparken hukuka aykırı hareketlerin önlenmesi amacıyla gazete ve dergi çalışanlarına temel hukuk kurallarını vermek amacıyla yazılmıştır.

             Diğer yandan ise, gazete ve dergi çalışanlarının yanlışlıkla veya kasti olarak zarar veren kişi ve kurumlara bu zararlarını nasıl ilgililere tazmin ettirebilirler ve onları nasıl cezalandırtırlar, onu anlatmak için yazılmıştır.

 

devamı için tıklayın

(başa dön)

 

Bu sitede kullanılan eserler ile veri tabanları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza Kanunu uyarınca koruma altındadır. Bu sitede yer alan yazılar ile kamusal ve anonim olanlar dışındaki linkler sahiplerinin izniyle yayınlanmaktadır. FSEK'na uymak ve eser sahibiyle sitenin adı verilmek şartıyla alıntı yapılabilir. Doğrudan bir esere ya da bölüme link verilemez.    © H U K U K C U . C O M