|
En
iyi asker saldırmaz.
Üstün savaşçı sessiz başarır.
En
büyük fatih mücadele etmeden kazanır.
Lao-Tsu Tao Teb King Yaşamın her alanında olduğu gibi, Basın’da da kendimizi izlediğimiz zaman dünyanın merkezi olduğumuzu sanıyoruz. Bu hastalıklı önemseme yüzünden çoğu zaman bırakın içinde olmayı, yaşama teğet dahi geçemiyoruz.
Oysa üç milyon yıldır insan soyu sürüyorsa ve son jenerasyonda altı
milyar insan yaşıyorsa ve dahi bunların içinde hayat hikayesi bilinen sadece
iki, üç bin kişiyse, cim karnında noktayız.
Önsöz
1995’de “Televizyon ve Radyoda Kişilik Haklarına Saldırılara Karşı
Hukuki Başvuru Yolları” adıyla profesörlük takdim tezi olarak hazırladığım
kitap, daha çok hukukçular ve öğrenciler için bir kaynaktı.
En iyi dileklerimle...
Selamiçeşme 2000
Gürsel Öngören
Giriş
Günlük hayatın hayhuyundan çıkıp, gelişmekte olan ülkelerdeki yönetim
yapısına baktığımızda gücün iki elde toplandığını görürüz.
Bunların ilki askerler ve ikincisi bürokratlardır.
Bu iki güç odağı sistemi ortaklık şeklinde yönetirler. Askerler ve
Bürokrat dediğimiz üst düzey memurlar her biri muhafazakar dediğimiz koşullarda
ağırlıklı olarak sistemi korumaya yönelik ideolojilerle yetiştirilmişlerdir.
Bazı çok özel kişiler hariç, yapabildikleri şey sistemi koruma adına kamu
kesiminde yöneticilik ve çalışmaktır. Bunun için tüm toplum katmanlarındaki
sistemden beslenip geçim kaynakları olan sistemi korumaya meyilli kişi ve
gruplarla ilişkide olurlar.
Sistemin bu baronlarına bazı taşaronlar yardım eder.
Bunların ilk grubu politikacı dediğimiz bireysel çabaları ile
gidecekleri yer tıkanıp yeni ufuk arayışındaki insanlar gelir. Bu kişiler
veya en kısa yoldan sisteme dayanga olup, sistemden beslenmek isteyen diğer
hevesli kişiler askerler ve bürokratların kendilerine verdiği görevleri
yaparak ve adeta bir kaşık suda fırtına kopartarak gündemi belirlerler ve
vatandaşı uyuturlar.
Bu ortamdaki diğer bir taşaron ağırlıklı ülke içinde faaliyet gösterip,
özellikle kamu kesimi ile iş yapan veya iş alanları askerler ve bürokratların
aldıkları kararlara bağımlı olan işadamları ve tüccarlardır.
Bu kişiler askerler ve bürokratların zamanı geldiğinde özel sektöre
geçmelerine yardım edip, gerektiğinde yüzde verip, onlar ile çoluk ve çocuklarına
yerleşebilecekleri nişler yaratırlar. Bu esnada onların sistemi koruma görevleri
için gerektiğinde kullanılmak üzere çeşitli medya araçlarını yaratır
veya satın alırlar. Çeşitli
medya araçları derken, bir parantez açıp zaten bu baronların ne olur ne
olmaz diyerek kendi ellerinde de kamu yararı masalıyla bazı medya araçlarını
tuttuğunu da belirtelim.
İşte bu bağlamda bir başka taşaron daha ortaya çıkmaktadır.
Medya. Ünlü olmayı seven, şık giyinmeye bayılan okumuş yazmış veya bir
anlık gündeme gelme veya getirilme ile ortaya fırlamış insanların
ön planda olduğu bu kitle iletişim araçlarında benim gibi birçok
okumuş yazmış insan bilerek veya bilmeyerek bu baronlara destek vermekte ve
sisteme payanda olmaktadırlar. Her ne kadar basın özgürdür desek de,
biliriz ki sisteme dokunan bir şey söylesek veya yapsak patron veya adamları
hemen gerekli uyarıyı yapar. Sonrası mı! Sonrasını Güney Amerika
filmlerinde çok seyretmişsinizdir.
Haklının hakkının gasp edilmesine caydırıcı bir engel olup, buna
rağmen gasbedilirse cezalandıran
Hukuk da, biraz düşünürseniz aslında diğer taşaronlardan biridir. Ana
unsurlara dokunmayan göstermelik birkaç örnek hariç, hiç Devlete karşı
dava açıp da sistemi durduran var mıdır ? Hiç çok popüler bir bürokrat
veya askere dava açıp onun şahsi kusurundan kaynaklanan zararını alan bir
vatandaş var mıdır ? Hiç oğlu askerde ölüpte, ölümüne neden olan yanlış
emirleri hiyerarşik olarak uygulanmış paşayı ordudan attırabilen veya
askeri tatbikatta tarlasına düşen mermide gördüğü zarar için bu emri
veren binbaşıya cebinden tazminatı ödettirmiş yahut sarhoş bir halde araba
kullanıp adam öldüren makam söförünün bağlı olduğu bakanı düşürten
veya emrindeki tüm memurlar rüşvet yediği halde bunlarla beraber resim çektiren
ülkenin yaşadığı bir tabii afette görev bölgesinde bulunmadığı için
şikayet edip, valiyi memuriyetten çıkarttırmış bir vatandaş var
mıdır ? Hiç ilişkide olup avanta aldığı ve batmakta olduğu bir özel
bankaya Devletin trilyonlarını yatırıp, banka batınca bu yanlış ve
maksatlı kararı neticesi ortaya çıkan zararı cebinden ödeyen ve hapse
giren bakan veya genel müdür var mıdır ? Hiç kardeşi bir yol yapımında iş
makinesinin altında kalıp, ihaleyi alan müteahhidi içeri attıran, bölgesindeki
çokuluslu bilmem ne kimya ve deterjan fabrikasının atıklarından derede
avladığı balıklar ölünce dava açıp tazminat alabilen bir vatandaş var mıdır
? Kısaca yoktur.
Bu bilinen ve hukuka tamamen uygun hareket eden taşaronlar yetmezse bu
kez devreye özel birimler, çeteler ve mafya girer.
Ben de bir garibim. Değil mi? Tüm bunları söyledikten sonra Basın
Hukuku hakkındaki bu kitabın ne önemi kaldı diye düşünmeyin.
Bunlar bizi ilgilendirmez. Çünkü Türkiye’de bunlar olmaz. Bunlar
ancak Patogonya, Ekvator ve Mozambik
gibi gelişmekte olan ülkelerde olur. Biz ise gelişmiş bir ülkeyiz. Bizde
Sistem vatandaşın yararınadır ve hepimiz sistemin yılmaz bekçileriyiz.
İşte basın veya yazılı basın adı verilen gazete ve dergiler kamu
yararı adına hareket edip, halka bilgi vermekte ve onlara olan olaylarla
ilgili haber ulaştırmaktadırlar. Bu yolla vatandaşı kötü niyetli kişilere
karşı korumaktadırlar.
Birçok idealist insan da bu gazete ve dergilerde çalışarak bu görevi
yerine getirmektedirler. Ancak bazen kimi zaman yanlışlıkla bazende içlerindeki
birkaç kötü adam Hukuku çiğnemekte ve kimi zaman kişilere bazende
kurumlara zarar vermekte, onların haklarını çiğnemektedirler.
Bu çalışma
gazetecilik ve dergicilik yaparken hukuka aykırı hareketlerin önlenmesi amacıyla
gazete ve dergi çalışanlarına temel hukuk kurallarını vermek amacıyla yazılmıştır.
Diğer yandan ise, gazete ve dergi çalışanlarının yanlışlıkla
veya kasti olarak zarar veren kişi ve kurumlara bu zararlarını nasıl
ilgililere tazmin ettirebilirler ve onları nasıl cezalandırtırlar, onu
anlatmak için yazılmıştır.
|
|